Maitreya

Maitreya buddha ile ilgili görsel sonucu

 

Buda ölmeden önce kendisinden sonra başka bir Buda’nın geleceğini haberdar ediyor. Ona Maitreya diyor. Bu kelimenin anlamı ise ‘arkadaş’.

 

Yaşadığımız dönemde sayısız sahte peygamberin yanında gerçek kahramanların, gerçek guruların gerçek meleklerin de yeryüzünde insalığa hizmet ettiğini biliyoruz. Deneyimlediğimiz o kadar çok alan var ki her birinde bir kurtarıcıya rastlayabiliyoruz. Her dinin, her ideolojinin altında bir kurtarıcının varlığını bulabiliyoruz.

Kurtarıcı tanımı dünya geneli için tek bir kişi olmaktan çıkıyor artık bir ünvan haline geliyor. Hangi alanda çalışıyor olursa olsun hizmet ettikçe kimliğini bırakan, bütüne bağlanan her kişiye mehdiyeti yakıştırabiliyoruz. Birçok örnek isim verilebilir.

Aydınlanmış ya da mehdiyet denilen makama ulaşmış kişinin benim için çok önemli bir özelliği taşıması gerekiyor. Arkadaş olabilmesi.

İletişim kurduğumuz kişi kurduğumuz iletişime göre birçok role bürünebilir. Art niyetli ya da dost canlısı olabilir, benden üstün ya da benden ezik olabilir, yabancı veya tanıdık olabilir, öğretmen ya da öğrenci olabilir… Fakat arkadaş olması bir başka bedende sen olmasıdır. Seninle yanyana yürümesidir. Aradaki sınıfları ve ikililiği kaldıran ve seninle sen olabilen kişi arkadaştır. İşte bu ilişkide muazzam bir sevgi de doğar. Artık iki arkadaş aynı zamanda sevgilidir de. Birbirlerini koşulsuz severler, kollarlar. Birbirlerine karşı ayıpları kalmaz. Gizli saklı kalmaz. İki gönül birbirinin yanında rahattır. Bu ilişkiden güç doğar, sevgi doğar, şifalanmaya alan açılır. İşte bu yüzden dünyadaki bütün mehdiyet hikayelerinin arasında beni en derinden etkileyen Maitreya’dır.

Sevgili

Yalnızlık beliriyor gönlümde. Ama bu susuzluğu giderebilecek ne eş ne dost var çevremde. Gönlüm bilir ancak kendisiyle olması, kendisiyle karşılaşması doyurabilir, sevgiyle doldurabilir. Ve gönlüm bilir her gönül aynadır ötekine.
Kim cesaret eder karşılaşmaya? Karşılaşma cesaret ister, kendinden geçip kendini açmanı bekler.
Kim istemez silahlarını bırakmayı, üzerindeki asırlık yorgunluğu atmayı, en tatlı kucakta soluklanmayı, uzun çabadan sonra tekrardan eve varmayı.
Varsın zararıyla gelsin, açık bulup saldırmaya gelsin. İki elim de açık her gelene. İki elim de açık sevgiliye.
Yeter ki bilsin ben de ona geldim. Gönlünü başkasına değil kendisine açtığını bilsin.

11.12.2019

images (30).jpeg
Fak
Yazmak güzel şey
Fak
Uzun süredir günlük yazmıyorum. Aslında bu alışkanlığımı seviyorum fakat yazdıklarım sadece güzel olması için alengirli laflar içerdiğinde (ya da alengirli dönüşler) tiksinmeyi seçiyorum. Özenti ya da alengirli olsun istemiyorum, sadece benden çıksın ve doğal olsun.
Nerde çokluk orda bokluk çok güzel bir laf. 3 kişinin içsel köklerden beslendiği edebiyat yapmasını olağan bulurum ama 30 kişi bunu yapınca boku çıkıyor. Neden aynı frekans tekrar tekrar titreşiyor diyorum ve dinlemekten haz almamaya başlıyorum.
Bir de bu yüzden güzel günlük yazmak ve birşey okumamak, ya da kuytu köşede kalmış kendin gibi yazarları keşfetmek.
Uzum süredir kitap almadım, artık kitaplar pahalı ve ben paramı genelliklr yemeğe ya da sigaraya harcıyorum.
Sağolsun evren benimle.
Son birkaç gündür dişimde bir sıkıntı yaşıyorum ve adamakıllı birşeyler yiyemiyorum. Sigaraya artık para verirken içim acıyor.
Bugün dönüp dolaştıktan sonra türlü kişileri ve temaları atlattıktan sonra cebimdeki 20 lirayla kitap almak istedim. 15 liraya kitap almak kafi geldi fakat bu fiyata ancak ince bir kitap alabilirdim( Şimdi düşünüyorum da, ince kitaplar iyidir güzeldir, hem ucuzdur hem de kendini günlerce kaptırmana gerek de yoktur. Hızlı biterler ve özdürler).
Gözüme çarpan birkaç tarikat kitaplarını geçtikten sonra Ursula’ya yönelmek istedim. Kendimi biraz yönetmeye yönlendirmeye ihtiyaç duyuyorum. Biraz iyidir, biraz kafi.
Sağolsun evren benimle.
Son günlerdeki yanlızlığıma harika bir giriş yapacak, dost sevgisini kalbimde uyandıracak güzel bir kitapla karşılaştım diye düşünüyorum. Sadece arka kapak yazısını ve girişteki şiiri okuyup almaya karar verdim. İçim para meselelerinden bir nebze cız etse de verdiğim karardan memnunum, tam 15 liraya ince kafama yatan güzel bir kitap aldım. Bu iki oluyor, geçen haftada da bana çok iyi gelen bir yoga dersine 15tl verip katılmıştım. Yarını 5tl ile rahat kurtaracağım.
Sağolsun evren benimle.
Çok vakit kaybetmeden kalabalığa kalmadan metroya binmeyi başardım, eryamana dönmek her zaman biraz irade gerektiriyor. Biraz iyidir.
Kalabalık olsa da ikinci istasyonda oturma fırsatı yakaladım.
Daha kitabı okumaya başlamadım, eve gidene kadar da açmayacağım sanırım. Soğuk günlerde yorganın altına girip hafif uykulu mayışık halle kitap okuma fikri hoşuma gidiyor.
Çok mutluyum çok. Mutluluktan güzel şeyler düşünüp ağlamak geliyor içimden. Halıya uzanıp hayal kurmalıyım, kıvranmalıyım mutluluktan.
Uzatmayayım. Diyeceklerim bu kadar.

05.11.2019

Sanki bir buluşmaya, kutlamaya gitmişim fakat kimse gelmemiş. Boş salonda süslemeler arasında kendimi yalnız hissediyorum. Sanki herşey hazır, katılımcılar hariç. Kimse olmayınca bir kutlama da gerçekleşmiyor.

Bunu herhangi birine anlatsam bana aynı tepkiyi vereceğini biliyorum. Kendine yetmeyi öğrenmelisin, kendi kalbini beslemeyi öğrenmelisin.
Bu tarz fikirlere kapalı kalmayı sürdürmeyi seçiyorum.

Yaşam bize sonsuz sayıda deneyim fırsatı sunuyor. An, herşeyi mümkün kılabilecek bir potansiyele sahip. İçinde bulunduğumuz ağırlık ve olasılıksızlık normalitemiz olduğundan ferahlatıcı, kolay ve keyifli deneyimler uçuk kaçabiliyor.

İnsanların olasılıksızlık, umutsuzluk ve kötümser fikirlerini başkalarına dayatması ve hakikatmişçesine tutunmaları ve birbirlerine bu gerçeklikleri onaylatmaları ilginç bir durum. Herkes beslenmek istediği yemeği seçiyor.

Şu da var tabi, kim ister mutsuz olmayı? Hepimizin en büyük çabası değil mi rahata ve feraha ulaşmak? Hiç yalnız kalmamak, sevdiklerimizle hep iyi anlaşmak? Mutlu olmak.

Bunun nasıl olacağına dair herkesin cahilliği ortada. Kimse nasıl olabileceğini adamakıllı bilmiyor. Bize fayda sağlamış eski fikirler, aile büyüklerimizin güvenilir yönlendirmeleri bizim en geçerli patikalarımızı çiziyor. Bunların ise bizi mutlu etmekten çok korku ve endişeyle bastırdığını görüyoruz.

Zaten elde de yalnızlığına çekilip toparlanmak, kendini beslemek ve olasılıklara açmak kalıyor.

Hayallerimizi Gerçekleştirmek

Screenshot_20181227-131743~2.png

 

 Sanırım büyüme sırasında öyle bir aşama var ki insan kendine hayallerini gerçekleştirmeyi yakıştıramıyor. Hayalleri gerçekleştirmek, dizilerde ve filmlerde geçen güzel şeylerden biri gibi geliyor kulağa. Gerçek dediği şeyin içinde çevresindeki insanların çoğu bir şekilde hayatta kalmaya çalışmış, bazıları bunu başarılı bir şekilde yapmış ve gerçeğin içindeki en mantıklı amaç bu başarılı olanlardan olmak olmuş. O dizilerde ve filmlerde geçen hayaller başarılı hayatın yan ürünleri olarak kalmış. Hem kim gerçekleştiriyorki hayallerini.
İnsan kendi değerini dünya standartlarında belirlemeli. Yaşadığı yerin biçtiği standartlardan çok varoluşsal değerini de hatırlatmalı kendine.
  İnsanın dünyadaki yeri ve anlamı nedir? Bu sorunun cevabına çok da gerek yok bence. Sorunun kendisi zaten insanın anlamının dünyadan bağımsız olmayacağını ve salt dünya üzerinde bir mana ifade ettiğini görmesi yetiyor. İnsanı diğer şeylerden üstün tutmaz,  her canlının her bir zerrenin yaşamda ifade bulması da bundandır. Varoluşun her bir biçimi birşeyler anlatır.
 Sonsuzluk her ne kadar zihinsel bir karşılığı olmayan bir kelime olsa da güçlü manasını koruyor. Sonsuzluğu anlamak bir çok şeyi anlamamızda kapıyı da aralıyor. Sonsuzluğu deneyimlemek ise bizi sonsuzluktan da geniş tutuyor. İçerlerde bir yerlerde sonsuzluğu deneyimlediğimiz, hayallerimizi gerçekleştirdiğimiz, kendi değerimizi tekrardan tahsis ettiğimiz bir alan var. Yine içeride bir yerlerde belki de en doğru ifadeyle kalplerimizde sonsuz olana, özgür ve bağımsız olana, herşeyle bütün olana dair bir gerçeklik var.
 Bazen cennetten sarkan bir halatı çekiyormuşum gibi hissediyorum. Meraklıyım ve göğün ışıltısı her seferinde beni büyülüyor. Çekmeye devam ediyorum ve cenneti aşağı getirmeye çalışıyorum fakat başka insanlarla beraber çeksem daha kolay olacağını biliyorum. İnsanların çoğu manasız buluyor, boşa çaba. Hem ne biliyorsun kötü birşey gelmeyeceğini? diyorlar. Böylesine büyüleyici bir ışıktan neden kötü bişey gelsin? Neden sadece görüntüsüne güvenmeyeyim? Neden kötü bir senaryonun kurbanı olayım?
 Ve sonrasında filmler ve diziler eşlik etmeye başlıyorlar hayallerime. Sanatçıların ilhamlarıyla ürünlerini nerelerden damıttıklarını görüyorum ve sadece bana değil izleyen herkese bir armağan olarak geliyor. Sanki bir anlamda yaşamı kutsuyorlar. O zaman yaşadığım yerden çıkıp farklı bir meclise dahil oluyorum. Herkesin birbirini bildiği ve beslediği bir meclis. Nerede nasıl yaşadıklarını bilmediğim fakat kalben buluştuğumuzu, bir olduğumuzu bildiğim bir meclis. Bu mecliste herşey mevcut.
 Ve halatı çekmeye devam ediyorum, sırf aldığım keyiften sıkı sıkıya sarılıyorum halata.

We All Stars

Please don’t see just a boy caught up in dreams and fantasies
Please see me reaching out for someone I can’t see
Take my hand let’s see where we wake up tomorrow
Best laid plans sometimes are just a one night stand
I’d be damned Cupid’s demanding back his arrow
So let’s get drunk on our tears and
God, tell us the reason youth is wasted on the young
It’s hunting season and the lambs are on the run
Searching for meaning
But are we all lost stars, trying to light up the dark?
Who are we? Just a speck of dust within the galaxy?
Woe is me, if we’re not careful turns into reality
Don’t you dare let our best memories bring you sorrow
Yesterday I saw a lion kiss a deer
Turn the page maybe we’ll find a brand new ending
Where we’re dancing in our tears and
God, tell us the reason youth is wasted on the young
It’s hunting season and the lambs are on the run
Searching for meaning
But are we all lost stars, trying to light up the dark?
I thought I saw you out there crying
I thought I heard you call my name
I thought I heard you out there crying
Just the same
God, give us the reason youth is wasted on the young
It’s hunting season and this lamb is on the run
Searching for meaning
But are we all lost stars, trying to light up the dark?
I thought I saw you out there crying
I thought I heard you call my name
I thought I heard you out there crying
But are we all lost stars, trying to light up the dark?
But are we all lost stars, trying to light up the dark?

 

STRONG

Bu güç meselelerini sadece erkeklere atfedersek ayıp olur, her ne kadar tarihte bu zamana kadar atfedilmiş olsa da.

Ben de en çok güç çekişmesini ikili diyaloglarda yaşarım. Okkalı bir cevap her zaman hazırdır.

Bariz küslüğü dargınlığı bitirmeye çalışıyoruz, eşitliği adaleti savunuyoruz, haklı ve haksız ikilemini bitiriyoruz fakat büyük bir darbe alınca benliğimizi ayakta tutacak gücü tesis etmeye ihtiyaç duyuyoruz.

Benim de bir cevabım olsun istedim.

Banlış anlaşılmayı telafi etmek iki taraf için de hayırlıdır. Haklı kapılar açar, sahte dayanakları eritir.

Bir süreliğine devrelerimin toparlanması için kapalı kalmasına hak veriyorum fakat sevginin varlığı daimidir.

Bu ara şarkılarla cevap vermek adetim oldu, tam da hislerimin, düşüncelerimin karşılığını bulduğum şarkılardan dolayı sanırım.

Buyur

Top

disco crown ile ilgili görsel sonucu

Seher vaktini her zaman çok sevdim

Uykusuzluğu da öyle

Ve duygularımla kavrulmayı

İşte böyle biriyim

 

Ben he zaman kazanmayı istedim

Büyük tutkuları ve büyük hırsları seçtim

Ve zihnimde kıvrılmaya mahkum kaldım

işte böyle geçiyor hayatım

 

Dünya dönmeye devam ediyor

Her bir anlam inşa ettiğimde

Dünya dönüyor

Ve hayır öyle de değil diyor

Tekrardan dönüyor

Ve bu sefer de olmadı diyor

Bana vazgeçmemi söylüyor

 

Kazanmak için

Bir kez daha at sürmeye hazırlanıyorum

Eyerimi sıkı sıkıya bağlıyorum

Atımı bu sefer durdurmayı düşünmüyorum

Dört nala yol gideceğim

Tüm bu diyarı ezip geçip

Güneşin batışına süreceğim

Yakalayacağım

Ve yakasından tutup

Sarsacağım o sarhoşu

Yetmedi mi eğlendiğin?

Yetmedi mi dans ettiğin ?

Nereye gitti bütün içtiklerin ?

Süsünü püsünü sökeceğim üstünden

Yumruklarımı yapıştıracağım yüzüne

Kanlar akana kadar döveceğim

Sonra da atıma iple bağlayıp

Süründüreceğim diyar diyar

Kimi kral yaptıklarını görsünler diye.

Don’t grow up, It’s a trap

images (11).jpeg

 

Sonra lise çağlarına gelirsin. Sanırım büyüdüm dersin. İşte boyum uzadı, sesim değişti ve ilkokul çağını geride bıraktım. Oysaki daha neler vardır. Hem bu acele neden?
Don’t grow up, It’s a trap
Belki de artık emeklemek yerine yürüyebildiğini, bardağı kendin tutabildiğini, kendi başına bir yere gidebildiğini kanıtlayıp azad edilmek istersin. Belki de sadece o boyu uzun insan topluluğunun içinde olmayı, hayatı kavradığını sanan özgür gençliği hissetmeyi ya da kurallara uyan değil de kural koyan olmak istersin.
Don’t grow up, It’s a trap
Çimler birdaha o kadar yeşil olmayacak, nefes nefese kalmak eğlenceli olmayacak, bulutları izlemek o kadar da keyifli olmayacak. Biraz tecrüben olsa en iyisi buymuş derdin. Ama en güzeli de en iyisi için rahat bir kucak aramıyor oluşun. Deli gibi sadece yaşamakla meşgul olduğun bir çağ çocukluk. Her ne kadar bizim dünyamızda ufak insanların değeri bilinmese de dünyanın gerçek sahipleridir çocuklar. Bizim devrimiz çoktan bitmiştir. Kandırıldık, taciz edildik, baskılandık, zorbalığa uğradık. Kalbimize uzak kaldık. Beyinlerimizin içinde kıvrıldıkça kıvrıldık. Tuzağa düştük.
Don’t grow up, It’s a trap